Güncel GelişmelerPolitikaTürkiye

Sünni-Kapitalist Devletin Kıskacında Aleviler: Eşit Yurttaşlık ve Sınıf Mücadelesi

Giriş: Kadim Bir Direnişin Gölgesinde Eşit Yurttaşlık Talebi

Türkiye coğrafyasının en kadim ve özgün inanç gruplarından biri olan Aleviler, yüzyıllardır süregelen bir asimilasyon ve yok sayma politikasıyla karşı karşıyadır. Resmi ideolojinin Sünni-İslam merkezli yapısı, devlet aygıtının kapitalist üretim ilişkileriyle harmanlanmasıyla birlikte, Aleviler için çifte bir cendere oluşturmuştur. canakgul.net olarak bu makalede, Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin sadece bir kimlik mücadelesi değil, aynı zamanda Sünni-Kapitalist devletin sınıfsal yapısına karşı verilen topyekûn bir direnişin parçası olduğunu vurgulayacağız.

Sünni-Kapitalist Devletin Asimilasyon Çarkı: Diyanet’ten Zorunlu Din Derslerine

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren laiklik ilkesinin yorumlanışı, Sünni-İslam’ı devletin resmi dini olmasa da fiili mezhebi haline getirmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı, bütçesi ve etki alanı itibarıyla sadece Sünni inancını temsil eden bir kurum olmaktan öte, tüm toplumu Sünnileştirme misyonu yüklenmiştir. Alevilerin vergileriyle finanse edilen bu devasa yapı, Cemevlerini ibadethane olarak tanımamakta, Alevi inancını “İslam dışı sapkınlık” veya “kültürel bir folklor” olarak konumlandırmaktadır. Bu durum, Alevilerin kamusal alanda yok sayılmasının ve ötekileştirilmesinin en somut göstergesidir.

Asimilasyon çarkının bir diğer güçlü dişlisi ise zorunlu din dersleridir. Çocuklarımızın henüz ilkokul çağlarından itibaren Sünni paradigmayla şekillendirilmiş din eğitimine tabi tutulması, Alevi çocuklarının kendi inançlarından uzaklaşmasına, kimlik bunalımı yaşamasına ve potansiyel olarak inançlarını gizlemek zorunda kalmasına yol açmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına rağmen bu uygulamada ısrar edilmesi, devletin Alevi kimliğini sistematik bir şekilde eritmeyi hedeflediğini açıkça göstermektedir.

Ancak mesele sadece dini veya kültürel boyutta kalmamaktadır. Sünni-Kapitalist devletin işleyişi, kapitalist sermayenin çıkarları doğrultusunda şekillenirken, Aleviler gibi dezavantajlı gruplar ekonomik alanda da ayrımcılığa maruz kalabilmektedir. Kamuda istihdamdan ticari ilişkilere kadar birçok alanda, “doğru” inanca mensup olmanın bir tür “referans” işlevi görmesi, Alevilerin sosyo-ekonomik olarak da marjinalize edilmesine zemin hazırlamaktadır. Bu, kimlik mücadelesinin aynı zamanda bir sınıf mücadelesi olduğunu kanıtlayan önemli bir göstergedir.

Alevilerin Eşit Yurttaşlık Talebi: Haklar ve Adalet Arayışı

Alevilerin eşit yurttaşlık talebi, basit bir “hoşgörü” beklentisinin çok ötesindedir. Bu talep, temel insan hakları ve demokratik prensipler üzerine kuruludur:

  • Cemevlerinin Yasal Statüsü: Cemevlerinin yasal olarak ibadethane statüsü kazanması ve diğer inanç gruplarının ibadethaneleri gibi devlet desteğinden eşit oranda faydalanması.
  • Zorunlu Din Derslerinin Kaldırılması: Eğitimde inanç özgürlüğünün sağlanması, zorunlu din derslerinin kaldırılması veya tamamen seçmeli hale getirilmesi.
  • Diyanet’in Yeniden Yapılandırılması: Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tüm inanç gruplarına eşit mesafede duran, laik ve çoğulcu bir yapıya kavuşturulması ya da tamamen lağvedilmesi.
  • Kamusal Alanda Ayrımcılığın Son Bulması: Alevilere yönelik nefret söylemlerine ve ayrımcılığa karşı etkin hukuki ve idari önlemler alınması.
  • Alevi Katliamlarıyla Yüzleşme: Maraş, Çorum, Sivas gibi Alevi katliamlarının aydınlatılması ve sorumlularının yargılanması.

Bu talepler, Alevilerin sadece dini inançlarını özgürce yaşama hakkı değil, aynı zamanda toplumun eşit ve onurlu bir parçası olarak kabul edilme arayışıdır.

Sınıf Mücadelesinin Alevi Kimliğiyle Kesişimi: Ortak Zeminler

Alevi kimliğinin asimilasyon çarkına direnişi, Türkiye’deki genel sınıf mücadelesinden ayrı düşünülemez. Zira Aleviler, genellikle toplumun ezilen, sömürülen ve ayrımcılığa uğrayan kesimleriyle ortak paydada buluşmaktadır. Kırsal ve kentsel yoksullar, işçiler, Kürtler, kadınlar, ekoloji aktivistleri gibi tüm ötekileştirilmiş gruplar, aynı Sünni-Kapitalist devlet aygıtının baskısı altındadır.

Alevi mücadelesi, bu bağlamda, sadece bir kimlik mücadelesi olmanın ötesinde, özgürlük, eşitlik ve adalet arayışındaki tüm emekçi sınıfların ve ezilen halkların mücadelesiyle kesişmektedir. Kapitalist sistemin yarattığı eşitsizlikler ve dini/etnik ayrımcılıklar, iktidarın elinde toplumu bölmek ve yönetmek için birer araç haline gelmektedir. Alevilerin eşit yurttaşlık talebi, bu bölünmüşlüğe karşı birleşme ve ortak bir gelecek inşa etme potansiyelini barındırır.

Gerçek bir eşitlik ve özgürlük, mevcut Sünni-Kapitalist yapının köklü bir dönüşümünü gerektirir. Sadece yasal düzenlemelerle yetinmek, sistemin özündeki baskıcı ve ayrımcı mekanizmaları ortadan kaldırmayacaktır. Bu nedenle, Alevilerin mücadelesi, daha adil, daha eşitlikçi ve daha demokratik bir toplumsal düzen arayışının ayrılmaz bir parçasıdır.

Sonuç: Özgür ve Eşit Bir Gelecek İçin Birlikte Mücadele

Alevilerin eşit yurttaşlık talebi, Türkiye’nin demokratikleşme yolundaki en önemli duraklarından biridir. Sünni-Kapitalist devletin asimilasyon politikalarına karşı verilen bu haklı mücadele, yalnızca Alevilerin değil, tüm ezilen ve ötekileştirilmiş kesimlerin özgürlük mücadelesiyle paraleldir. Canakgul.net olarak inanıyoruz ki, bu coğrafyada gerçek bir barış ve adalet, ancak kimliklerin eşitçe var olduğu, inançların özgürce yaşandığı ve hiçbir sınıfın bir diğerini sömürmediği bir toplumsal düzenle mümkündür.

Alevi, Sünni, Kürt, Türk, kadın, erkek, emekçi… Tüm farklılıklarımızla birleşerek, asimilasyon çarkını kırabilir, eşit yurttaşlık ve gerçek bir sınıf dayanışması temelinde daha adil bir gelecek inşa edebiliriz. Bu mücadele, sadece Alevilerin değil, topyekûn bir Türkiye’nin kurtuluş mücadelesidir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu